324323 farklı sorumla Norveç’in güneydoğusunda sirius sibernetik şirketinin bile hiber asansör inşaasına başlamak istemeyeceği ücra bi köşesine gecenin bir körü, tüm hisli insanların tamda hoşlandıkları insanı düşündükleri vakitte yani gece yarısından sonra vardım. 23:30’da varması beklenen uçak rötar nedeniyle daha da geç varınca nedense 24:00’daki şehir merkezine giden son otobüsü kaçırma hissinin yarattığı endişem bi anda yok oldu. Sanırım o an üzerimden kamyon geçse onu bile umursamazdım. Uçak yavaşça tatlı huylu kar taneleri arasından süzülürken Norveç’in über gelişmiş şehir aydınlatmaları niyeyse Mars’a iniyormuş hissi yaratmıştı. Bu durumda “bir astronot kadar heyecanlı ve sakin olup kendimi uzayın akışına bırakmalıyım” diye düşünüp, düşünmekten vazgeçtim. 
Ve evet son otobüse yetiştim..
Yanımda endişeli oldugu eldivenlerinden belli olan bi kız vardı. Birinin endişeli olup olmadığını anlamak istiyorsanız her zaman eldivenlerine bakmanız yeterlidir. Neden bilmiyorum ama öyle.
Telefonumdan bir mesaj atıp atamayacağını sordu. Bi hipopotam umursamazlıgında isterse dünyanın öbür ucuyla konferans görüşmesi bile yapabileceğini söyledim. 
Şehir merkezine vardığımızda Karl Johans gate’ye gitmek üzere havaalanının havalı otomatik kapılarından geçip sağ tarafta az önce ve daha önce de gördüğüm çocukların gri metal havaalanı önünde fotograflarını çekip, mesaj atan kızın bıraktıgı minnet duygusunun üstüne bıraz daha minnet duygusu ve teşekkür ekleyip artık bu kadar iyi niyetle bu gece başıma bir iş gelmeyeceğine kanaat getirip daha önce hiç gitmediğim karl johans gate’ye yürüyerek gitmeye karar verdim.  Ama bi anda yüzüme çarpan ve neye kızdıgını anlayamadıgım rüzgar yüzünden “aslında belki yürümesem daha iyi olur” diye düşünüp, bir saat önce bana mınnet duygusu bırakan kızı gördüm. Nereye gittiğini sordum. Aslında o da nereye gittiğini bilmiyordu mesajı bu yuzden atmıs. (daha sonra gönderilenlerde mesajını istemeden okudugumda öğrendim)
Her neyse, Karl Johans’a daha önce hiç görmediğim kadar iyi niyetli biri yürüyerek gitmemi tavsiye edince kıza minnet duygusunu geri verip kızgın rüzgarı arkama alıp Oslo’nun über gelişmiş sokaklarından yurumeye basladım. Garip tatlı bi güven kapladı etrafımı. Ve son olarak yeşil ısıklardan da dönünce Karl Johans gate’ye varmıştım. Saat gece 2 civarıydı. Elimde haritayla oteli ararken önümde duran siyah arabadan bi anda avcunda Matrix’teki haplardan olan ve birini secmem gerektiğini söyleyen bi adam cıktı. Şaka şaka öyle olmadı iki tane the knife klibinden  fırlamış genç nereyi aradıgımı istersem yardımcı olabileceklerini söylediler. Teşekkür edip uzaklaştım. İyi niyet ve minnet gücüm gittikçe azalırken. Burnumda donmuş kar taneleri ile nihayet oteli bulmuştum.

324323 farklı sorumla Norveç’in güneydoğusunda sirius sibernetik şirketinin bile hiber asansör inşaasına başlamak istemeyeceği ücra bi köşesine gecenin bir körü, tüm hisli insanların tamda hoşlandıkları insanı düşündükleri vakitte yani gece yarısından sonra vardım. 23:30’da varması beklenen uçak rötar nedeniyle daha da geç varınca nedense 24:00’daki şehir merkezine giden son otobüsü kaçırma hissinin yarattığı endişem bi anda yok oldu. Sanırım o an üzerimden kamyon geçse onu bile umursamazdım. Uçak yavaşça tatlı huylu kar taneleri arasından süzülürken Norveç’in über gelişmiş şehir aydınlatmaları niyeyse Mars’a iniyormuş hissi yaratmıştı. Bu durumda “bir astronot kadar heyecanlı ve sakin olup kendimi uzayın akışına bırakmalıyım” diye düşünüp, düşünmekten vazgeçtim. 

Ve evet son otobüse yetiştim..

Yanımda endişeli oldugu eldivenlerinden belli olan bi kız vardı. Birinin endişeli olup olmadığını anlamak istiyorsanız her zaman eldivenlerine bakmanız yeterlidir. Neden bilmiyorum ama öyle.

Telefonumdan bir mesaj atıp atamayacağını sordu. Bi hipopotam umursamazlıgında isterse dünyanın öbür ucuyla konferans görüşmesi bile yapabileceğini söyledim. 

Şehir merkezine vardığımızda Karl Johans gate’ye gitmek üzere havaalanının havalı otomatik kapılarından geçip sağ tarafta az önce ve daha önce de gördüğüm çocukların gri metal havaalanı önünde fotograflarını çekip, mesaj atan kızın bıraktıgı minnet duygusunun üstüne bıraz daha minnet duygusu ve teşekkür ekleyip artık bu kadar iyi niyetle bu gece başıma bir iş gelmeyeceğine kanaat getirip daha önce hiç gitmediğim karl johans gate’ye yürüyerek gitmeye karar verdim.  Ama bi anda yüzüme çarpan ve neye kızdıgını anlayamadıgım rüzgar yüzünden “aslında belki yürümesem daha iyi olur” diye düşünüp, bir saat önce bana mınnet duygusu bırakan kızı gördüm. Nereye gittiğini sordum. Aslında o da nereye gittiğini bilmiyordu mesajı bu yuzden atmıs. (daha sonra gönderilenlerde mesajını istemeden okudugumda öğrendim)

Her neyse, Karl Johans’a daha önce hiç görmediğim kadar iyi niyetli biri yürüyerek gitmemi tavsiye edince kıza minnet duygusunu geri verip kızgın rüzgarı arkama alıp Oslo’nun über gelişmiş sokaklarından yurumeye basladım. Garip tatlı bi güven kapladı etrafımı. Ve son olarak yeşil ısıklardan da dönünce Karl Johans gate’ye varmıştım. Saat gece 2 civarıydı. Elimde haritayla oteli ararken önümde duran siyah arabadan bi anda avcunda Matrix’teki haplardan olan ve birini secmem gerektiğini söyleyen bi adam cıktı. Şaka şaka öyle olmadı iki tane the knife klibinden  fırlamış genç nereyi aradıgımı istersem yardımcı olabileceklerini söylediler. Teşekkür edip uzaklaştım. İyi niyet ve minnet gücüm gittikçe azalırken. Burnumda donmuş kar taneleri ile nihayet oteli bulmuştum.

[Flash 9 is required to listen to audio.]
Fanfarlo – Tunguska (12 oynatma)

Pek kıymetli sourberry djyimiz bcaglar mutluluktan uçan balonlar‘da çaldı bunu pek sevdim. Dinledim dinledim bitiremedim. Tepteşekkürler

ve ayrıca: http://www.sourberry.org/programlar/347

(Kaynak: gedee)

yeni kulaklık olayı büyü gibi bir şey.

“Fakat anlarsın ya,” diye devam etti, “Beeblebrox benim en karlı müşterimden biridir. Kendisi, psikanalistlerin rüyalarında bile göremeyeceği kişilik sorunlarına sahiptir.”

Sanırım huylandıgım (işte böyle tarifsiz duygular ne denirse ona) birkaç şeyden biridir bulaşık eldiveni denen şey. Az önce mutfaga gidince o talihsiz yeni sarı eldivenlerle karşılaşınca aklıma geldi yine. Zaten kırmızı ve son derece ürpertici bi tanesine sahiptik şimdi iki tane oldular. 
Geçen yıl, Ankara’ya Ikea açıldıgında annem gidip şu fotograftaki mavi olanından almıştı. Görünce “eşhihheşihigihih” diye tepki vermiştim renginden midir nedir tüm önyargımı yıkıp atmıştı hatta yaklaşık bir ay oturma odasındaki televizyonun üzerinde dantel niyetine ikamet etmişlerdi. Her ne kadar annemden başka herkesin hoşuna gitse de gizemli bi şekilde ortadan kayboldular aynı kalemlik niyetine kullandıgım mor saksı gibi sessizce ve hiçbir şey demeden gittiler..  neyse işte garip şey bulaşık eldiveni denen cisim. Ben şimdiye kadarki en faydalı kullanımını şurda okudum:
http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=27821218

Sanırım huylandıgım (işte böyle tarifsiz duygular ne denirse ona) birkaç şeyden biridir bulaşık eldiveni denen şey. Az önce mutfaga gidince o talihsiz yeni sarı eldivenlerle karşılaşınca aklıma geldi yine. Zaten kırmızı ve son derece ürpertici bi tanesine sahiptik şimdi iki tane oldular. 

Geçen yıl, Ankara’ya Ikea açıldıgında annem gidip şu fotograftaki mavi olanından almıştı. Görünce “eşhihheşihigihih” diye tepki vermiştim renginden midir nedir tüm önyargımı yıkıp atmıştı hatta yaklaşık bir ay oturma odasındaki televizyonun üzerinde dantel niyetine ikamet etmişlerdi. Her ne kadar annemden başka herkesin hoşuna gitse de gizemli bi şekilde ortadan kayboldular aynı kalemlik niyetine kullandıgım mor saksı gibi sessizce ve hiçbir şey demeden gittiler..  neyse işte garip şey bulaşık eldiveni denen cisim. Ben şimdiye kadarki en faydalı kullanımını şurda okudum:

http://www.eksisozluk.com/show.asp?id=27821218

“beyninin karanlık ve kilitli köşelerinden kurtulabilmeyi isterdi, çünkü burada saklı olanlar arada sırada bir an için yüzeye çıkıyor, zihninin neşe ve eğlence bölümünü tuhaf düşüncelerle doldurarak, kendisinin hayatının temel görevi olarak gördüğü  şeyden, yani harika bir şekilde iyi zaman geçirmekten alıkoymaya çalışıyorlardı.”

krater staylaa

krater staylaa

Etna

Etna